tasarım haber
47
V
enedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi” ziyaretçilerine
kapılarını açtı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (IKSV) koordinas-
yonunu yürüttüğü Türkiye Pavyonu’nda yer alan Darzanà başlıklı
proje ise bienalin ana mekânlarından Arsenale’deki Sale d’Armi
binasında sergileniyor. Darzanà, Türkçe’de ‘tersane’ ve İtalyanca’da aynı
anlama gelen ‘arsenale’ sözcükleriyle ortak kökenden geliyor. Akdeniz’in
iki tersane kenti İstanbul ve Venedik arasındaki ortak kültürel ve mimari
mirası vurgulayan Darzanà, sınır ihlalleri ve melezlik temasına gönderme
yapıyor. Darzanà projesini Venedik’e taşımak için İstanbul Bilgi Üniversi-
tesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Görevlisi Caner Bilgin önderliğinde, Haliç
kıyılarındaki tersane yapılarının içinde atık malzemelerden bir tekne, Baş-
tarda, inşa edildi. 30 metre uzunluğa ve dört ton ağırlığa sahip olan tekne,
İstanbul’dan Venedik’e Akdeniz’e dair hikayeler taşıyor. Proje, İstanbul Bilgi
Üniversitesi akademisyenleri Feride Çiçekoğlu ve Mehmet Kütükçüoğlu ile
Mimar Ertuğ Uçar’ın küratörlüğünde Hüner Aldemir, Caner Bilgin, Hande
Ciğerli, Gökçen Erkılıç, Nazlı Tümerdem ve Yiğit Yalgın’dan oluşan bir ekip
tarafından hazırlandı. Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 27
Kasım 2016 tarihine kadar ziyarete açık olacak.
M
imarlık, tasarım, mühendislik, şehircilik, kentleşme, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj
tasarımı, arkeoloji, kültür, sanat vb. konu başlıklarında kitaplar yayımlayan YEM Yayın’ın
yeni kitabı Nâzım Hikmet’in Mimarlığa Bakışı, Nâzım’ın 53. ölüm yıldönümüne özel olarak
çıktı. Hem yazın hem de mimarlık ve tasarım alanındaki kişilerin özellikle ilgisini çeke-
cek olan Nâzım Hikmet’in Mimarlığa Bakışı’nda Cengiz Bektaş, mimarlığı “mevcut sanayi-i nefisenin en
mütekâmili” olarak tanımlayan Nâzım’a, bir mimar ve bir ozan gözüyle bakmayı deniyor… NâzımHikmet’in
farklı yayınlarda, bambaşka koşul, coğrafya ve dönemlerdeki ifadelerini mercek altına alarak mimarlığa
ilişkin düşüncelerini ortaya koymayı amaçlayan Bektaş, sonuçta ulaştığı bulguları şöyle özetliyor:
“Nâzım Hikmet’in hem yazın hem de mimarlık üzerine yazdıklarında temelde çelişirlik olmaması doğaldır.
Her iki alandaki kişilerin bundan öğretiler çıkarmaları olasıdır. Ama çalışmamın sonucunda, iç erinciyle,
Nâzım Hikmet’in bir bütün, her yanıyla tutarlı bir sanat adamı olduğu söylenebilir… Bütün sanat dallarına
olduğu gibi, mimarlığa da doğru, içtenlikli, insana yararlılığı açısından baktığı da…
Nâzım Hikmet, bütün gerçek sanatçılar gibi geleceğe hep inandı. Hep aydınlanma için savaştı. İnsanlığın-
dan, yaşama coşkusundan hiç ödün vermeden… Tekil sevgiyi topluma yöneltti… Söylediğiyle ettiği birdi.
Sanatıyla yaşamı tam çakışıyordu. Yunus gibi, Pir Sultan gibi inandığının kavgasını verdi tüm yaşamında,
içeride de dışarıda da…” 15 Ocak 1902’de dünyaya gelen ve 53 yıl önce 3 Haziran 1963’te, yaşama veda
eden Nâzım Hikmet, mimarlara ve “yapıcılar”a bakınız nasıl sesleniyor:
“... Ellerinize, gözlerinize,
Kâğıdınıza, pergellerinize selam
Selam taşçılara, dülgerlere, montörlere
Demiri dövenlere, betonu dökenlere,
Ağacı biçenlere, camcılara,
Ve bu işte bir tutam olsun,
Emeği geçenlerin topuna selam…”
BİLGİ’Lİ AKADEMİSYENLER KÜRATÖRLÜĞÜNDE VENEDİK BİENALİ TÜRK PAVYONU
NÂZIM HİKMET’İN MİMARLIĞA BAKIŞI




